FANDOM


Ben Lev. Doğduğu yerde yaşayan basit bir avcı. Belki o kadar da basit değilimdir, ne de olsa binlerce ırkdaşımdan sadece bir kaçı benim yaşadığım şeyleri yaşamıştır. Ama bir maceram var ki, yıllar boyunca bir ikincisi olmayacak.

Her şey elime ulaştırılan bir emir ile başlamıştı. Sör Gilles'in emrine verilmiştim ve kendisi çok acil beni çağırıyordu. Bir sörü bekletmek demenin ne anlama geldiğini çok iyi bildiğim için, hiç bekletmeden emri ulaştıran çocuğun peşinden sörü görmeye gitmiştim Yanında yaveri ile beni beklerken sörü bulmuştum. Anlaşılan oydu ki, sörün kendisi de atandığı görevi henüz öğrenmemişti. Bu nedenle efendimin emriyle hiç vakit kaybetmeden abisi Kont Darrel'i görmeye gitmiştik. 

En başından benim heyecan verici olmaya başlamıştı bu görev. Köydeki çoğu yaşayan, kontun yanına yaklaşmamış, hatta çok daha azı onunla odasında bulunmuştur herhalde. Sörün peşinden kontun bulunduğu kale odasına gelmiştik. Yüzünü görememiştim belki ama kontun sesini hala hatırlarım. Oldukça rahatsız olduğu ortadaydı. "Senin için bir görevim var Gilles" diyerek söze başlamıştı kont. Anlaşılan Earl Goffin, bir toplantı düzenliyordu ve bir çok kontu bu Yeremy denen yerde toplantıya katılması için çağırmıştı. Beastman'lerin bir ormanı mesken edinmesi ile ilgili bir toplantı olacağını duyurmuştu Earl ve anlaşılan Kont Darrel kendisi yerine kardeşi Sör Gilles'in katılmasını istiyordu.

Kontun canını asıl sıkan meselenin ise bir başka kontun, Kont Bleming, bu köy üzerinde hak iddia etmiş olması olduğunu anlamıştım. Anlaşılan Kont Bleming eski bir atasının izlerini bir şekilde sürebilmiş ve bu köyün aslında kendi hakkı olduğunu iddia etmişti. Kont Darrel, bu konuyu bir düello ile, sadece iki kılıcın koskoca bir köy için karar veremeyeciğini düşündüğünden, bu konuyu çözmek istemiyordu. Oraya kardeşi Sör Gilles'i göndermesinin asıl nedeni de buydu. Kişisel olarak orada bulunması demek, açık bir düello daveti demekti. Yine de, kardeşini uyarmayı ihmal etmemişti Kont. "Sakın köy için bir karşılaşmayı kabul etmeyeceksin Gilles, bu köyü benden yalnızca bir savaş ile alabilir!" demişti kont bağırarak. 

Sörün peşinden Yeremy'e gitmek için ayrılmıştık. Silahlarımızı kuşanıp ben, yaveri ve Sör Gilles köyümüzden ayrılmıştık ve Yeremy'e doğru yola çıkmıştık. İlk geceden macera beni bulmuştu anlaşılan. Bunca yıllık uzun avcılık yaşantımda hiç görmediğim, sadece bazı sarhoşların meyhanelerde anlattığı yalan dolan hikayelerde duyduğum devasa bir baykuş, geceyi geçirmek için kurduğumuz bir kampı görmüştü. Sörü ve yaverini uyandırmak için düdüğüme üflerken bir yandan da devasa heyhulaya Longbowuma gerdiğim bir ok ile atış yapmıştım. Vurduğum hayvanı ürküttüğümü düşenecek kadar safmışım o zamanlar. Kaçar gibi yaptıktan sonra tekrar kampa saldıran devasa kuş, anlaşılan bana sinirlenmişti. Beni yerden nasıl kaptığını, pençelerini nasıl bacağıma geçirdiğini unutamam hala. Ancak Sör ve yaveri uyanmış, yanıma daha doğrusu benden 2 metre aşağıya kadar gelmişlerdi. Onların saldırısıyla canavar beni uzağa fırlatmıştı. Kendimden geçtiğim o kısacık dakikalarda anlaşılan Sör oldukça zarar vermişti canavara. O zaman Sörün kendisine daha da bir saygı duymuştum. Yalpalayarak kaçan baykuşun artık hayatta kalamayacağını anlamıştım. 

Sör de hayvanın hayatta kalamayacağını anlamış olacakki, ertesi gün kampı topladıktan sonra izleri takip etmemizi istemişti. Kısa süre sonra bulduğumuz dev baykuş leşi bizi doğrulamıştı. Geriye yapılacak tek şey, avın pençelerini kesmek ve onları yanımıza almaktı. Ne de olsa bu son derece onurlu bir zaferdi. 

Yolumuza devam ederken sonunda yolu yarıladığımızı belirten nehre ve köprünün yanındaki hana gelmiştik. Sör hana gitmemizi emretmişti. O handa bir başka sörün, Sör Eskude'nin de konakladığını han girişindeki flamasından anlamıştık. İçeri girdiğimizde iki sör bir şeyler konuşmuşlar ve sonunda birlikte üst kata çıkarak hanın doğal olan -gürültücü ve bol kahkahalı- haline dönmesine izin vermişlerdi. Ah o handakilerin dev baykuş pençesini gördükten sonraki bakışları! Ne de olsa hiç biri böyle bir şey daha önce görmemişti.

Handa konakladıktan sonra erkenden ayrılmıştık ve hala unutmam o yanından geçtiğimiz ormanı. Belki de daha önce hiç bir şey, en azından var olmayan hiç bir şey- bana bu kadar rahatsızlık vermemişti. O orman lanetliydi, adım gibi biliyordum. Zira, ertesi gün bu düşüncemin doğruluğunu anlamıştım. Ağaçların arasından fırlayan ağaçlar, garip şekilli, gözleri yerine 2 tane kırmızı ışıltı taşıyan odundan suretler üzerimize atlamıştı. Çatışma esnasında sörün yaptıkları her yiğidin harcı değildi. Kendi başına bir ordu gibi hepsini alt etmişti. Ne kadar çok yaralandığını anladıktan sonra iyice saygı duymaya başlamıştım. Çok az breton onca yaraya rağmen yürüyebilir. Oysa sör, hiç bir şey olmamış gibi savaşmaya devam etmiş, ardından hiç bir şey olmamış gibi hedefimize doğru ilerlemeye devam etmişti.

Yeremy'e vardığımızda, akşamına toplantının olacağını öğrenmiştik. Toplantıya kadar yaralarımızı iyileştirmemiz için bir şifacının yanına gittik. O gün, bir şifacının tedavisinden asla yakınmamak gerektiğini çok acı şekilde öğrenmiştim.

Toplantı saatinde sör toplantıya gitmişti. Tabiki ben ve yaver, bu toplantıya gidemeyecektik. Onun yerine ikimiz diğer köylülerin toplantıdan kalan yiyecek ve içkileri şevkle paylaşmaları için ayrılmış salona gitmiştik. İlerleyen saatlerde karnımız tok, keyfimiz yerindeyken bir ulak sörün bizi odasına çağırdığını iletmişti. işte o zaman ilk defa sörü tedirgin bir şekilde görmüştüm. Gece etrafı kolaçan edeceğimizi emretmişti ve biz de bunu yapmıştık. Bu esnada Earl Goffin'i bir kaç kişiyle konuşurken duyma fırsatımız olmuştu. Ardından bir kişi hızla kaleyi terketmek üzere uzaklaşmaya başlamıştı. Sör, bu kişiyi takip edeceğimizi buyurmuştu ve biz de saklanarak ve talihsiz iki korumayı alaşağı ederek kaleyi terketmiştik. Sörüm, çok hızlı şekilde bu arayı çoktan açmış olan kişiyi takip etmemi emretmişti. Ben de var gücümle ama olabildiğince sessiz olarak bu kişiyi takip etmiştim. Kendisinin adeta gizlenmiş bir mağaraya girdiğini gördükten sonra mağara ağzını gözleyerek sörün gelmesini beklemiş ve ardından üçümüz mağaraya girmiştik. 

Girdiğimiz mağara doğal değildi. Ve duvarlarında Khorne'un simgelerini görmüştük. Sör, ilerlememizi emredince mağaranın karanlığına tamamen girmiştik. İçeride gördüğümüz ilk manzara cehennemden fırlamış bir köpek, bir canavar idi. Onu alt ettikten sonra burada gardiyanlarla karşılaşmıştık. Ancak sör hiç bir engel tanımamış, devam etmemizi emretmişti. Yolumuza çıkanları alaşağı ettikten sonra hala kabuslarıma giren iğrenç bir manzarayla karşılaşmıştık. 

Sör Bleming, üzerinde zırh gibi bir şeyle ancak zırhtan çok daha farklı, metalden olmayan iğrenç bir kabukla kaplı halde üzerimize saldırmıştı. İnsan üstü kuvvetiyle üstümüze atlayan söre attığım o atış, belki de hayatımda yaptığım en iyi atıştı. İğrenç kabukla kaplı olmayan tek yeri olan kafasından çok ağır yaralamıştım sörü. Normalde bir insanın kesinlikle canından olacağı bu darbe anlaşılan sörü sadece yavaşlatmış ve sinirlendirmişti. Bir tekme ile Sör Gilles'i mağara duvarına fırlatmış ardından yaverin üstüne atlamıştı. Tabi bu arada beni de yaralamayı ihmal etmemişti. Ancak anlaşılan yaver sürprizlerle doluydu. Can havliyle üstündeki yaratığı bıçaklamış ve canını almıştı. Öldüğünü ise üzerindeki iğrenç kabuk bir duman çıkararak toz olduğunda anlamıştık. Geriye kalan cesedin bir insana ait olduğu sadece kafasından anlaşılıyordu. 

Sör Gilles, mağara odasının duvarındaki bir pencereden bakarken birden dikkat kesilmişti. Ne olduğunu anlayamadan koşar adımlarla odadan çıkan sörü takip etmiştik. Koridorun sonunda ise devasa bir boşluk, kocaman bir mağara odası vardı. Odanın sonlarına doğru gördüğüm mağara ise bu maceranın sonum olacağını düşünmeme neden olmuştu.

Bir şelale, fakat su yerine kan akıtan bir şelale bir havuza dökülüyor, havuzun etrafı ise ceset kaynıyordu. Dört tane Khorne rahibi bir ayin yapıyordu. Hiç vakit kaybetmeden Sör Gilles rahiplere doğru saldırmış, ancak onu farkeden rahipler kendilerini "Khorne bizi kabul et!" nidâları ile bir bir havuza atmaya başlamıştı. Dört rahipten ikisini alaşağı edene kadar diğer ikisi havuza çoktan atlamıştı. Ardından köpürmeye başlayan havuzun içinden bir iblis çıkmış ve üzerimize atlamıştı. İblisin canını alana kadar diğer ikincisi de havuzdan dışarı çıkmış ancak  korkmuş olacak ki, havuza geri girerek geldiği yere dönmüştü.

Mağaranın tümünde başka zarar verecek -duvarlara zincirlenmiş bazı cehennem köpekleri dışında- kimsenin kalmadığından emin olmak için mağaranın tümünü araştırmaya başlamıştık. Bir odada, Sör Gilles parçalanmış bir şovalyenin cesedini bulmuştu. Anlaşılan ceset bir grail knight'a aitti. Şovalye resmen kurban edilmiş ve zırhı parçalanmıştı. Tek sağlam kalan zırh parçası başlığıydı ve Sör Gilles başlığı kendisi taktığında büyülü olduğunu anlamıştım. Başlığın üzerinde ufak bir ejderha figürü canlanmıştı. Ne ihtişamlı bir görüntüydü o. Sör, şovalye için kısa bir dua okuduktan sonra uygun bir defin için bütün zırh parçalarını toplamamızı emretmiş ve hızla kaleye doğru yola koyulmuştuk. Artık Earl'ünde bu sapkınlığa dahil olduğuna şüphem kalmamıştı. 

Kaleye döndüğümüzde, kalenin dışında bir çok soylu şovalyenin ve Earl'ün kendisinin toplandığını görmüştük. Sör Gilles, Earl'e yaklaşmış ve durumu açıklamıştı. Ancak Earl, Söre inanmamış ve hakaret ederek onu düelloya davet etmişti. Etrafındaki soyluların bir çoğunun da Earl'ü desteklemesi ve ettiği hakaretlerin de kışkırtmasıyla Sör Gilles düelloyu kabul etmişti. Düello için atına bindikten sonra mızrağını yaverinden istemiş ve yaveri mızrağını getirmek için vakit kaybetmeden harekete geçmişti. İşte o zaman hayatımda gördüğüm en güzel kadını görme fırsatım olmuştu. Bu kadının normal bir insan olmadığı barizdi ve onun Leydi'inin bir Damsel'i olduğunu anlamıştım. Uzaktan mızrağa dokunduğunu görmüştüm ve sörün mızrağı almasıyla birlikte hanımın bir büyü yaptığını anlamıştım. Sör Gilles mızrağı aldığında etrafına bir güç dalgası yaymaya başlamıştı.

Düello başladığında ise büyününs adece güç dalgası ile ilgili olmadığını anlamıştım. Zaten çok yetenekli olan sör, büyü ile birlikte adeta yenilmez olmuştu. Sadece iki geçişte resmen bir deve benzeyen Earl'ü atından düşürmüştü. Earl ise düşmesinin nedeninin at olduğunu düşünmüş olacak ki, ayağa kalkar kalkmaz atının boğazını kesmişti. Ancak Sör Gilles vakit kaybetmeden atını doğruca Earl'ün üzerine sürerek canını almıştı. 

Earl'ün son nefesini vermesiyle birlikte etraftaki bütün soylular sanki bir rüyadan uyanır gibi başlarını sallamış ve Earl'ün büyülü etkisinden kurtulmuşlardı. Ne olup bittiğini anlayan soylular hep bir ağızdan "Earl Gilles çok yaşa!" nidâlarıyla bağırmaya başlamıştı.

Ben Lev. Sadece basit bir avcı, Earl Gilles efsanesinde bulunmuş şanslı bir hizmetkar.

Ad blocker interference detected!


Wikia is a free-to-use site that makes money from advertising. We have a modified experience for viewers using ad blockers

Wikia is not accessible if you’ve made further modifications. Remove the custom ad blocker rule(s) and the page will load as expected.

Also on FANDOM

Random Wiki